ÖZLEM BAŞAR
Takı Tasarımcılar Portalına ait özel röportajdır. İzinsiz yayınlanamaz.
Röportaj bölümü için, ilk olarak Sayın Özlem Başar ile 12 Ağustos 2006 Cumartesi günü, atölyesindeki çalışmaların yorgunluğunu daha üzerinden atmadan buluştuk. Takı ve tasarım üzerine söyleşip, bize kendisini ve görüşlerini yakından tanıtacak özel bir röportaj yaptık.
Şimdi Özlem Başar ile yaptığımız bu görüşmede kaydettiğimiz bazı bölümleri size aktarıyoruz.
Sayın Özlem Başar, sizce insanlar neden takı kullanırlar?
İnsanlar -farkında olmadan- geçmişten günümüze gelen bazı özelliklerinden faydalanmak için takıyı kullanırlar.
Çok eski çağlara bakacak olursak, insanlar kötülüklerden korunmak ve iyi şansa sahip olmak için, vücutlarında göğüs bölgesine takılabilir objeler oluşturmuşlar. Daha ilerleyen dönemlerde takı şekil değiştirip kolye, yüzük, küpe, bilezik olarak güzelliğin ve gücün simgesi olmuştur. Yüzük sevginin verilen sözün bir nişanı olarak takılmaya başlamış. Pahalı mücevherler,değerli takılar, takı malzemesinin kişiye kattığı enerji ile kendilerine olan güvenlerini daha da sağlamlaştırmışlar ve takının tılsım özelliğini taşıdığına inanılan dönemlerden, günümüze kadar önemini hiç kaybetmeden gelmesine neden olmuşlardır.
Takı mı, kullanıcısına güzellik katar, yoksa güzel olan mı takıyı daha gösterişli kılar?
İnsanlar arasındaki yaygın İnanışa göre, takılan takının güzelliği insana değer katar, statü farkını temsil eder. Fakat sizde takdir edersiniz ki, takının görüntüsü kişinin tavırlarıyla bütünleşince, kişiliğin ön plana çıktığı anlarda, takı sönük kalıp davranışlar konuşacaktır.
Sizce takıların biçimlerinde, karşısındakini büyüleyen bir sır gizli midir? Bunu nasıl açıklayabiliriz?
Benimsediğim düşünceye göre takılan öbjelerde bir sihir mevcuttur. Sihrin ilk aşaması yapılırken oluşur. Tasarımcısı önce onu düşünde, ya da bir doğa olayında zihnine fikir olarak düşürür, daha sonra onunla bir kaç gün ya gezer, yada yatar kalkar. İş takı olarak düşünceyi somutlaştırmaya geldiğinde, tüm bunların birleşimi bir bedende can bulunca, boynunuzdaki kolye o tasarımcının düşünden çalınmış bir yıldız gibi parlıyordur. Ve kim bilebilir ki, sizde onu vitrinde gördüğünüzde ışıltısından başınız dönmüş ve taktığınız an insanların size bakışını hayal ederek satın almışsınızdır belki de…. Takının sihri, size verdiği mutlulukta ve herkesin beğenisini dile getirdiğinde, sizin tattığınız haz duygusundadır.
Takının sihri, size verdiği mutlulukta ve herkesin beğenisini dile getirdiğinde, sizin tattığınız haz duygusundadır, dediniz. Peki o zaman, bu sihir tasarımlarınıza sizin ellerinizle ve duygularınızla yoğrularak verilmiş olmuyor mu?
Çok haklısınız. Zaten o yüzden, sihir ilk olarak yapım aşamasında meydana çıkar demiştim. Tasarımcının hangi ruh haliyle o eseri oluşturduğu, hangi düşünceden yola çıktığı, sihrin temel bileşenleridir. Tasarımcı da eserine ruhundan bir parça katar. Ortaya çıkan sonuç kesinlikle beğenilesi bir üründür.
Takı tasarlarken, kabiliyet gerektirdiği kadar, ilham gelmesi de beklenir mi?
Kendi adıma ilham gelmesini beklediğimi söyleyemem. Takı tasarımını meslek olarak yapmakla hobi olarak yapmak arasındaki fark ta çok önemli. Hobi biraz daha keyfe keder olabilir ama, bu iş mesleğinizse ilham bekleyecek lüksünüz hiç olmaz. Bu sebepten sistemli bir şekilde günün belli saatlerini bu işe ayırmak ve üretim gerçekleştirmek gerekir.
Tasarımlarınız ile geçirdiğiniz süre içinde, bulunduğunuz zaman diliminin veya mekanın sizin için önemi var mı?
Aslında çok alakalı.. Genelde gece saatlerini çalışmaya ayırdığım günlerde daha verimli işler ortaya çıkıyor. Gün içerisindeki saatlerde ise, tek başıma olduğum anlarda daha iyi veya daha çok model çıkartabiliyorum diyebilirim.
Esprit ile çalışmaya başlıyacağınızı duyduğunuz o ilk heyecanlı anı bizimle paylaşırmısınız?
Çok amatör olduğum günlerdi. Yabancı bir firmanın beni seçmiş olması, inanılmaz heyecan duymama ve birazda korkuya yol açmıştı. İlerleyen günlerde korkulacak bir şey olamdığını gördüm. Aslında benim korktuğum şey sürekli yeni şeyler üretebilecek miyim, firmadan gelecek yoğun talepleri karşılayabilecek miyim miş.. Bunu farkettiğimde 2 yıldır ESPRIT firması ile çalışıyor ve yaklaşık 36 şubesine üretim yapıyordum.
Şimdi geçmişe baktığımda, hiçbir modelimi tekrar etmeden 94 yılından beri, yani tam 12 yıldır bu işi yaptığımı görebiliyorum..
Sayın Sabrina Fresko’dan eğitim aldığınızı biliyoruz. Burada kazandığınız gümüş deneyimlerinizin faydası oluyor mu?
Simya galeride aldığım eğitimin mum kalıp tekniği olarak ciddi faydasını gördüm. Ama asıl eğitimim Kapalıçarşıdaki kuyumcu atölyesinde ustadan aldığım pratik eğitimiyle kendini buldu.
Atölyedeki üretimi görene kadar, her ürün için mutlaka mumdan kalıp almak gerektiğini sanıyordum. Ama işin aslını gördümki, elinizdeki tasarıma hayat vermek için, en doğru yol illa mumdan kalıp almak değil, en az zahmetli en iyi sonucu en hızlı şekilde verecek yolu harmanlamaktan geçiyormuş.
Lokman bey’in bir felsefesi var. Diyorki: Cam sanatçısı alevde evreni görür, herşeyin döndüğünü fark eder. Siz de Kurshuni’de aldığınız eğitim esnasında alevin bu büyüsüne kapıldınız mı?
Alev beni çok büyülemedi. Açıkçası benim büyü alanım renkleri karıştırmaktan çok, yoktan var etmek duygusunu tattığımda oluşuyor. Biraz tanrı rolünü oynamakta saklı galiba.. Yani aklınızdaki şey aslında hiç varolmamış bir şey ve siz ona somut bir madde görünümünü verecek yeteneğe sahipsiniz.. Bu mucizevi bir duygu.
Şimdi cam dışında, altın, gümüş, deri ve değerli taşları kullanıyorsunuz. Camı, tarzınıza uymadığı için mi kullanmıyorsunuz?
Takı işine ilk girdiğimde bijuteri kullanıyordum ve cam boncukları tercih ediyordum. Tüm malzemelerimi hazır alıyordum. Bu bir ayırım noktası ve tercih meselesi. Fakat cam eğitimini aldığım sırada, bir yandan gümüşle çalışıyordum zaten. Gümüşün yanına yakut ve safir koymak, o tasarımı gözümde biraz daha mücevhere yaklaştırdı. Benim ana fikrim, mücevher değerinde takılar yapmaktı. Bu sebepten kullandığım malzemenin tasarım değeriyle (soyut) malzeme değerine de (somut) çok önem veriyorum. Ben daha çok kıymetli ve değerli şeylerle ilgileniyorum, işlevsellikte çok önemli.. Cam her ne kadar tasarlayanın elinde sonsuz renge ve kimliğe bürünebilse de, ben gümüşe şekil vermeyi daha değerli buluyorum. İleride, kendime koyduğum hedef ise altın işlemek..
Takılarınızda esinlendiğiniz bir akım veya sanatçı var mı? Yoksa bunlar tamamen Özlem Başar ekolümüdür?
Ekol demek biraz abartı değil mi?
Herhangi bir akım ya da tekniğin etkisinde kalmıyorum. 12 yıllık tecrübemle edindiğim bilgiler ve aldığım eğitimlerin bana sağladığı birikimimle, eserlerimi ortaya çıkartıyorum. Esinlendiğim bir sanatçı da yok. Esin çok karmaşık bir kavram bence. Nereye kadar esinlenildi, nerden sonrası kopya oldu gibi iki farklı soruya yanıt vermesi gerekir esinlenecek kişinin. Ben sektördeki tüm hareketleri ve tüm sanatçıları yurt içinde ve yurt dışında takip ederim, onlardan çok şey öğrenirim. Ama model ve esinlenmek dediğim gibi çok tehlikelidir. Bu sebepten sadece geride kalmamak için herkesi takip ediyorum, ama kimseden esinlenmiyorum. Bu sorunun en doğru yanıtı olacaktır.
Sanatçı kimliğindeki Özlem Başar’ın duyguları üretime yansıtma içgüdüsü, Be+Me ticari ünvanını geride bırakıyor? Bu konuda fikirlerinizi öğrenebilirmiyiz?
Araç ve amaç çok önemlidir. Benim amacım Özlem Başar olarak, ürünlerime Be+Me markasıyla hayat vermekti. Be+Me marka olarak, insanlara ulaşmada kullandığım araçtı. Bunu başardım, bundan sonra kimin kişiliği baskınsa o önden gidecek. Sanırım ürünlere can veren yine ben olduğumdan, ben biraz daha önden gidiyorum.
Eserlerinizin taklit edildiğini hiç gördünüz mü veya kopyalarına rastladınız mı?
Evet çok rastlıyorum. Verdiğim reklamı yırtmış, benim malzemecime gelmiş, bunun malzemesi sizde varmı diyenler oluyor. Hatta bazen iş yapmak için fotoğraflarını istiyorlar, daha sonra web sayfalarına koyup satan insanlarla karşılaşıyorum. İlk başta çok kızıyordum. Sonra kızmayı bıraktım ve doğru bir şeyler yaptığıma karar verdim. Demek ki bir şeyler üretemeyen insanlar, birilerini kopyalayacakları zaman, benim tasarımlarımı kendilerine örnek alıyorlar.
Eserlerinizin bu kadar rahatlıkla taklit edilmesi, ülkemizde bu konuda bir boşluk olduğunun tabii ki göstergesi. Bu konuda, her ne kadar gerçekleşmeyecek olsa da, sizce neler yapılabilmeli?
Markaların tescil edilebildiği gibi, keşke ürünlerin de tek tek tasdiki, ya da tescili mümkün olsaydı. Yılda bir değişen modeller yapmıyoruz. Sürekli üreten insanlarız. Dolayısıyla herşeyi tescil ve tasdik ettirmenin imkanı yok. Kaldı ki belli ölçülerde yapılan değişiklerle taklit yine mümkündür. Yapılabilecek çok bir şey yok aslında. Eğer olsaydı, dünya markaları da bunun önüne geçebilirlerdi sanıyorum.
Takı Tasarımcılarının bir dernek çatısı altında toplanması fikrini nasıl değerlendirirsiniz?
Dernek çatısı altında toplanmaları çok hoş bir fikir, ama kimin kontrolünde olacağı, kurucuların işe ve üyelere ne kadar objektif bakacakları tartışmaya açık bir konudur.
Tahtakale’deki boncuk esnafının eskisi gibi hareketli olmadığını görüyoruz. Bunun sebebi hakkında fikriniz var mı?
Takı işine hobi olarak giren insanların, sektörü aşırı hareketlendirmesinin sonucu olarak, ticari açıdan bu işi karlı gören çok sayıda tüccar bu işe girdi ve bir anda aşırı arz meydana geldi. Şu anda piyasada çok tedarikçi var, yarı mamul olarak bu kadar arzı karşılayacak talep olmadığı gibi, büyük esnafın da Pazar payı çok küçüldü .. Yakın zamanda sektörde ufalma olmazsa, herkes kendi bindiği dalı kesecek gibi gözüküyor. Hali hazırda hala sektöre girmek için geç kalan, yeni uyanmış insanlarda yok değil. Onlara tavsiyem, daha fazla şans olan bir sektöre girsinler.
Mücevher ile takı arasında nasıl bir ilişki kurabilirsiniz?
Mücevher değerli olmalıdır takı takılabilir her şeydir.
Mücevher takının içerisindeki bir alt madde gibi gözükebilir ama, başlı başına bir kategoridir bana kalırsa.
Takı yaparken, her türlü malzeme kullanılabilir ama, siz elmasın yanına döküm demir yada hint boncuğu koymak istemezsiniz. Elmas, yüzyıllar boyu toprak altında kalarak oluşmuştur. Döküm materyalde 3-6 ay sonra renk atabilir bir malzemedir diyelim. Bu iki malzeme çelişmektedir. Bu sebepten mücevher olan bir takı ile takı olan bir takı arasında, elmasın oluşum süreci kadar, yani yüzyıllar kadar fark vardır.
Bize tasarımlarını en çok beğendiğiniz bir yabancı, bir de yerli sanatçı adı verebilirmisiniz?
Vera Wang – Zeynep Erol
Bu arada tasarımlarınızın, bazı firmalar tarafından kabul gördüğünü ve bu markalar için özel koleksiyonlar hazırladığınızı biliyoruz. Bu koleksiyon çalışmalarından fırsat bularak, kişisel sergi, fuar veya başka bir organizasyona katılmayı düşünüyormusunuz?
Evet kısa bir süre sonra düzenlenecek İstanbul Design Week de, Bağımsız Tasarımcılar kategorisinde yer almayı planlıyorum.
Özlem Başar tasarımlarını takip edebileceğimiz ve Be-Me ürünlerini temin edebileceğimiz bilgileri okuyucularımız ile paylaşmak istermisiniz?
Web sayfası : www.beme-jewellery.com
Pretty Fit – Nişantaşı
S’nob – Kanyon Alışveriş Merkezi
Hitit – Erenköy
Engin Takı – İzmir
Takı Tasarımcıları Portalı hakkındaki düşüncelerinizi dobra dobra söylermisiniz?
Portala üye olduğum ilk günden beri, sürekli ilgiyle takip ediyorum. Durgun bir dönem geçirdikten sonra son günlerde inanılmaz hareketli ve her geçen gün değişen yapısıyla sürekli gelişim içerisinde. Bu da benzeri portallara göre hatta onların aksine, hiçbir maddi telepte bulunmaksızın bu kadar dinamik bir yapıda olması çok şaşırtıcı. Parayla üye olunan diğer sitelerin hiçbiri güncelleme yapmazken, bu portal hergün güncelleniyor. Bu da biz tasarımcılar için doğru çatı altında olduğumuzu kanıtlar niteliktedir. Üyelerden ricam; kendinizi yaratıcı ve tasarımcı kişilikte hissetmeniz için, illa isminizin yanında tasarımcı yazması gerekmiyor. önce iyi işler yapın, birşeyler üretin, bunlar değişik özgün şeyler olsun, zarif olsun, herşeyi yanyana dizmek tasarlamak değildir. Çok farklı şeyleri malzeme olarak kullanmak, tasarım yapmak değildir. Bunları bir tarzla bir araya getirmek önemlidir. Bu işe kendinizi, ruhunuzu adamanız önemlidir. Sonra “”ben bunları yaptım”" diyebilicekken çıkın sitelere üye olun.
Sevgili Özlem Başar ile sohbetimiz, İstanbul’un çeşitli semtlerinde, vücutlarının çeşitli yerlerindeki takıları taşımayı hakedenlerin güneşi batışını seyrettikleri saatlerde son bulmuştu. Bu röportaj için bize vakit ayırdığı ve biraz sağlık sorunları yaşadığı bir günde, sorularımızı en samimi duygularla cevaplayarak, fikirlerini sizlere aktarmak üzere bizlerle paylaştığı için kendisine tekrar teşekkür ediyoruz.
Bize, kendisini keşfetme fırsatını veren Özlem Başar’a başarılarının ve eserlerinin devamını diliyoruz.












