UMMAN DENİZ KORKUT
Takı Tasarımcılar Portalına ait özel röportajdır. İzinsiz yayınlanamaz.
Röportajlarımızda bu ay, Takı tasarımcılığı içinde önemli bir yeri olan mine ustalarından Sayın Umman Deniz Korkut ile devam ediyoruz. Bu röportajın mail yolu ile yapılması nedeni ile sanatçının portaldaki resimlerine yer veriyoruz. Sayın Korkut’a bu röportajda verdiği içten cevaplar için teşekkür ederiz.
Sizce insanlar neden takı kullanırlar?
Takının tarihi, günümüze kadar nasıl bir yol kaydederek geldiği vs.. hakkındaki bilgileri yinelemek yerine tamamen kişisel düşüncemi belirtmek istiyorum bu soru için. İnsanlar diğer yarılarını tamamlama içgüdüleri ile takıya yönelirler. Bunun kültürel, estetik, tinsel, tensel tüm duyguları barındıran bir içgüdü olduğunu düşünüyorum.
Takıların biçimlerinde, karşısındakini büyüleyen bir sır gizli midir?
Evet kesinlikle vardır. Her takının ait olduğu bir insan vardır. Siz daha tasarımını yaparken tüm ruhunuzu tüm enerjinizi aktarırsınız çizgilere. Her aşamasında düşünceleriniz aynanın öbür tarafına süzülür gibi süzülür elinizdeki malzemeye. Maddenin her haline şahit olursunuz sessizce. Katıdır, toz haline getirirsiniz. Pişirir sıvı hale getirirsiniz. Soğutur katı hale getirirsiniz. Büyük bir olgunlukla boyun eğer sizin doyumsuz taleplerinize. Bazen eleavuca sığmaz yaramaz bir çocuk gibi inatlaşır sizinle. Gülümsersiniz. Ağlattığı da olur tabi. Yaşamın kıyısından ayrılmanıza hiç izin vermez. Yaratmışsanız canı vardır. Ruhu varsa büyüsü de vardır. Sizi asla terketmez. Ve işte, Takı tezgaha koyulduğu andan itibaren o ruhu arar, bekler. Bazen kavuşurlar. İşte büyü buradadır. O zaman izlemelisiniz onları. Tutanın elinde ısınır, ışıldar. Tutanın ifadesi, enerjisi değişir, tazelenir. Ne keyiftir o! Ama bazen doğru insana gitmez. Sizin yapabileceğiniz birşey yoktur bu konuda. Ne yazık ki.
Takı mı, kullanıcısına güzellik katar, yoksa güzel olan mı takıyı daha gösterişli kılar?
Aslında bu göreceli kavramlara dayalı bir yorum gerektiriyor. Zaten yukarıda bu sorunun yanıtı verdim diye düşünüyorum. İkinci yarınızı bulursanız güzelsinizdir. Güzelseniz ikinci yarınızı bulursunuz. Her anlamda…
Mine sanatına nasıl merak sardınız? Aldığınız eğitimlerde size katkısı olan ustaları burada kısaca anmak istermisiniz?
Öncelikle şunu söylemeliyim ki: Bu soru belki de bu röportajın uzun uzun cevaplanması gereken tek sorusu. Kısaca söz etmek pek mümkün değil çünkü içinde
Usta kelimesi geçiyor. Mine sanatına nasıl başladım ile başlayayım isterseniz: Metalle bir süre oynadıktan sonra metali renklendirme konusuna merak saldım. Araştırdım. Sonu olmayan çok geniş bir konu. Çok fazla kimyasal ile uğraşmak lazımdı. Sonra soğuk mine ile tanıştım. Gerçekten soğuktu :) Ardından sıcak mine geldi. O zamanlar sıcak mine ve malzemelerini Türkiyeden temin etmek pek mümkün değildi, yada kısıtlıydı diyelim. Yurtdışından binbir zorlukla tüm gerekli malzeme ve mineleri getirttirdim ve yine yabancı kaynaklı kitaplardan edindiğim bilgilerle uygulamaya çalıştım. Birgün internette dolaşırken CamOcağı Vakfı’nın sitesine ulaştım. Eğitimlerini incelerken Sayın Nuran Somuncuoğlu’nun eğitim programını farkettim ve hemen kayıt oldum. Temel eğitimimi orada tamamladım ve sertifikamı aldım. O günden beri mineleme sanatı hayatımın en önemli uğraşı ve amacı oldu. Geçen yıl da ileri bir düzey olan mine ile resim yapma tekniği üzerine Sayın Mary Chuduk’un eğitimine katıldım. Vakıfa adım attığınız andan itibaren büyük bir enerji ve çekim alanı içine giriyorsunuz zaten. Mutlaka gidilmesi, görülmesi gereken bir yer CamOcağı. Çok değerli insanların, büyük fedakarlıklarıyla nefes alıyor. Teşekkür ediyorum hepsine.
Mine Sanatı tek başına varolan, olabilen bir sanat değildir aslında. Bir diğer yarısı metal bilgisi, metali işleme bilgisi, kuyumculuk bilgisi gerektirir. Örnek vermek gerekirse; Bir mineci olarak kaynak yapmayabilirsiniz belki ama kaynağın nasıl hazırlanması gerektiğini, sertliğinin ne olması gerektiğini, alaşımları, alloyları, bunların oranlarını, sade’nin mineye uygun olup olmadığını, hangi minenin hangi metal üzerinde nasıl tepki vereceğini, mineden önce yapılması gereken kaynakları, mineden sonra yapılması gerekenleri vs… bilmek zorundasınız. Bu nedenlerden dolayı, iki ustamdan daha söz etmek istiyorum. “”Bu tezgahtır, bu da kıltestere…”" diyip beni hayatımın en güzel mobilyası, ve en narin dünyasıyla tanıştıran Sayın Yeşim Yüksek’e ilk ustam olmasından dolayı minnet borçluyum. Gerek kişi olarak, gerekse yaptığımız işlerde yalın ama çiğ olmamak ne demektir bana o öğretti. Ve Umut Demirgüç, açık aleve olan korkumu onunla yendim. Artık kaynak benden korkuyor ustam :) Hepsine teşekkür ediyorum tekrar.
Sizin mine sanatına katkılarınız ve yetiştirdiğiniz yeni sanatçılar, sizin istediğiniz yeterlikte mi?
Ben sıcak minenin tanınması ve sevilmesi için kendi imkanlarım doğrultusunda elimden geleni yaptığıma inanıyorum. Bu çabaların yeterli görülmesi biraz da sahip olduğunuz maddi imkanlarla kısıtlı aslında. Kafanızdaki tüm projeleri gerçekleştiremiyorsunuz. Belki hiçbir zaman gerçekleştiremeyeceksiniz çünkü gücünüz yetmeyebiliyor. Yetenek ve bilgiyi kastetmiyorum burada. Anlıyorsunuz eminim.
Ben yapmak istediklerim kapsamında kendimi bile yeterli bulamıyorum, bulmamam da gerekir açıkçası. Dolayısıyla başkalarının yeterliliği hakkında söz söyleyemem. Ama boynuz kulağı geçer sözüne yürekten inanıyorum. Bu olmalıdır. Bunu bekliyorum. Biraz cesaret, biraz daha çalışmak, biraz taklitten ve yapılmıştan kaçmak, biraz daha zoru seçmek yeterli olacaktır sanıyorum.
Mine Sanatının büyüsüne ne zaman ve nasıl kapıldığınızı bize anlatabilirmisiniz?
Yurtdışından sipariş verdiğim mineleme başlangıç setini gümrükten 5 hafta! sonra çekebildiğim gün şunu düşündüm: “”Bu bir misyon. Bu kadar eziyet boşuna olamaz. Bunun bir sebebi var.”"
Sonra eve gelip fırını kurdum ve ilk basit uygulamamı fırına attım. Fırından parçayı çıkartırken ölüyorum sanmıştım. Ellerim titriyor, hayatımda ilk kez kalp çarpıntısı yaşıyordum. Ölmedim. Muhteşem bir olaya şahit olmuştum ve şimdi onun için yaşıyorum.
Mine ile ilgilenmek ve bu sanatı icra etmek, ilk başlarda çevrenizde nasıl karşılandı?
İlk mineli parçamı fırından çıkartırken eşim de yanımdaydı. 10 yıldır evliyiz ve beni hiç o kadar mutlu ve heyecanlı görmemişti. Destek olmaktan başka birşey yapmış olabilir mi sizce :) Beni seven herkez destek oldu. Sağolsunlar.
Tasarımlarınızı üretirken nelerden esinleniyorsunuz? Bir ilham periniz var mı?
Ben tasarımcı değilim. Mineci tasarım yapmaz genelde. Yani çarşıda bu böyledir. Sade’yi size getirirler, siz minesini yaparsınız. Ama tabi ki kafamda uçuşan kendime ait projeler var. Bunları yakın bir zaman içinde kendi alanlarında önemli başarılar elde etmiş, değerli ustalar ile birlikte hayata geçirmeyi planlıyorum. Mesela, sitemdeki tüm işler kendi tasarımımdır. A sından Z sine kadar bana aittir diyebilirim. Bir ürün hariç. Onun kaynaklarını ilk ustam yapmıştı.
İlham perim yok. Birikimlerim yönlendiriyor. Manevi, maddi, kültürel, sosyal ve diğer tüm alanlardaki etkileşimler düşüncelerimden duygularıma yansıyabiliyor. Buna peri demek bence yanlış. Çünkü masum, kanatlı ve pembe değiller aslında :)
Sanatçının sanatıçı olması veya bir tarzı olması için çok uzun yıllar geçmesi gerekir. Ben hala teknikleri doğru uygulayabilmekle uğraşıyorum, perilerle değil yani :)
Tasarımcılık bir kabiliyet olduğu gibi, bazen ilham gelmesini beklermisiniz?
Bu sorunun yanıtını yukarıda verdim sanırım. Ama evet, bazen gerçekten hiçbir şey çıkartamazsınız. Saatler, günler geçer ama kağıt bomboştur. Ben beklemem. Yani birini yada birşeyi beklemem. Vakit kaybetmem. Kalkar başka birşey ile uğraşırım. Ve olur bi gün. Çizersin, ölçer biçersin, seversin, yüreklenirsin, yaparsın. Başarırsın veya başaramazsın. Beğenilir yada beğenilmez. Önemli olan üretmiş olmandır. Denemiş ve tecrübe kazanmış olmandır. Bu çok değerlidir.
Esinlendiğiniz bir akım veya sanatçı var mı?
Ben aslında bir Hugo Ostermann olmak isterdim. Onun dışında beğendiğim ve hayran olduğum birçok kişi var : FABERGE -olmayı isteyemeyeceğim kadar yukarılarda, bence bir dahi-, Andreu Vilasis, , Gabor Forgo, Edmund Massow, Diane Almeyda, Jessica Calderwood, Ute Conrad, Jenny Gore, Marry Lee Rae.
Eserlerinizin taklit edildiğini hiç gördünüz mü veya kopyalarına rastladınız mı?
Evet. Ve bu duygusal anlamda çok hoşuma gitti. Etik anlamda tartışmayı gerektirirse, yapmamaları gerekirdi. Aslının hernekadar kime ait olduğu bilinse bile…
Takı Tasarımcılarının bir dernek çatısı altında toplanması fikrini nasıl değerlendirirsiniz?
Tavsiye etmem çünkü Takı Tasarımcılarımızın yelpazesi biraz genişledi. Uzlaşmak biraz zor olur gibi geliyor. Yorulursunuz.
Bize tasarımlarını en çok beğendiğiniz bir yabancı, bir de yerli tasarımcı adı verebilirmisiniz?
Hayır. Bunu yapmam.
Ziyaretçilerimizin Tasarımlarınızı izleyebilecekleri web adreslerini ve mağazaların isimlerini verebilirmisiniz?
http://www.tezgahist.com
Takı Tasarımcılar Portalı hakkındaki düşüncelerinizi dobra dobra söylermisiniz?
Karşılıksız sevginiz ve çabalarınız hepimiz için çok önemli. Yelpazenin en başından en sonuna kadar hepimiz bunun farkındayız. Herşey için teşekkür ediyorum kendi adıma.
Biz de Sayın Umman Deniz Korkut’a teşekkür ediyor ve başarılarının devamını sürekli tattığı mutlu bir hayat diliyoruz.












